Phases of Thought

Phases of Thought
Phases of Thought

12 Şubat 2011 Cumartesi

Yaşam Guard'ı

Yorgunum.

Nice zamandır içten içe kendimle savaş veriyorum, kendimle savaşımda yavaş yavaş kendimi tüketiyorum. Bam telime basacak adam arıyordum. Bugün iş hayatım ile başladığım sohbetimizde nihayetinde beni tahlil edip eli yatkın çıkıkçı gibi tek hamlede bam telime basarak kendimle olan savaşımda bir checkpoint oluştu.

Eskiden zihnime hakim olabilen, onu doğanın en büyük refleksi olan yaşama güdümü destekleyecek şekilde manipüle edebilen ben, son zamanlarda dizginlerimi zihnimin kontrolsüz fikir üreticisine bıraktığımın farkındaydım. Bu durumun başlangıcı ise ÖSS sonrası üniversite başlarına denk gelir. O günlerden beri artık zihnimi yönetmek yerine baskılamaya çalışıyorum, ürettiklerinin hegemonyasından kendimi alıkoyabilmek için sarfettiğim faaliyetler içindeyim. Kendime ve yaşama güdüme destek olacak yeterli motivasyonu kaybettim. Zihin ve beden ayrı düştü. Faaliyetlerin bittği yerde zihni blokajı alkol ve sigarada aramaya başladım. Gittiikçe boka sarar vaziyetteyim.

Bugün benim kendime söylediğimi bana söyleyen biri olduğunu görmek umut verici, aynı zamanda moral bozucu. Kendi kendini tüketir olduğumun farkına varıyorum. Yapılanların hepsi gram faydasız ve beyhude. Beni ben yapanlardan farklı.

İşteki olanlara kafayı takmam, evde olanlara sarmam sürekli sızlanma ve serzeniş. Ben bu değildim. Ben sahadaki profesyonel futbolcu gibiydim ve yine öyle olmalıyım. Binlerce kişiden ana avrat küfür işitirken ben oyunumu sahada göstermeliyim. Amaç sahada kazanılacak maç. Bense son 7 yıldır hala sahadayım, yaşam maçında. Ama artık oyunu bıraktım tribünlerle itleşiyorum. Beni asıl amacımdan uzaklaştıracak tüm şeylere takılıyorum, resmen maçı bıraktım.
"Sen ki televizyon açık gürültüde ders çalışmayı becermiş adamsın, bunlar seni rahatsız ediyorsa yaptığın işlere motive olamıyorsun demektir."
Bugün beni zaman içinde gözlemleyenlerin bana beni hatırlattıkları cümlelerden biri oldu. Düşündüm, vaktiyle motivasyonum vardı, şu anda saçma olarak addettiğim şeyler o dönemler hayatımı daha iyi hale getiren motivasyona hizmet ediyorlardı. Bunları hayatımda tasviye ederken yerlerine yenilerini koyamadım.

Farkındayım gittikçe boka sarıyorum. Eski yaşam motivasyonum ve ona hizmet eden çabalar içerisinde değilim. Hata yaptığıma da inanmıyorum, hayatın o devresi için doğru olanları uygulamıştım ama varlığın tabiatı gereği ömrü dolduğunda zihnim otonom olarak bunları terk etti. Ve ben zihnimi yönettiğimi sanan kişi yerine yenilerini koyamadım 7 senedir de koyamıyorum. Zihin başıboş bırakmaya gelmiyor. Marx din toplumların afyonudur diyor, bireysel bazda çeşitlendirilebilir. Ama şu bir gerçek ki zihni yaşam motivasyonuna hizmet edecek şekilde manipüle edebilmek için bu tarz afyonlar türetmek veya bunların varlığını kabul etmek gerekir. Yusuf Atılgan'ın "Aylak Adam" da dediği gibi çoğu zaman tutamaklardır bunlar, herkesin bir tutamağı vardır.

7 sene sonunda yorulduğumu hissediyorum. Ya bir devrin bittiğini kabul edeceğim ve hayat motivasyonum değişecek ya da eski motivasyonu devam ettirecek yeni fikirler zihnimce üretilecek. Yenilerini koyamadığım takdirde "Kilink Yusuf" abimiz rol model olarak önümüzde duruyor. Acaba! diyorum. Bir yandan da geçen gün gazetede gördüğüm haberde yer alan Las Vegas'ta sel sularını tahliye etmek için yapılan tünellerde yaşayan insanlar var.

Ölmek kolay yaşamak zor
Duvara yazılan ölmek kolay yaşamak zor mealindeki yazı dikkatimi çekti. Sefalet içinde dahi olsa bu insanların hayatta kalmak için gerekli motivasyonu zihinleri sağlamış, yaşamak en büyük refleks önüne geçilmesi çok zor.

Yedi yıldır tasviye ettiklerim yerine yenilerini koymak yerine kontrolüm dışında gelişenleri baskılamaya çalışmak gibi bir hata yaptım diyebilirim. Vakit baskılamak değil yerine yenilerini koyma, hayatı deneyimleme zamanıdır. Bunu da beceremezsem ise yaşama karşı gardım düşecek, eskiye olan inancı terk ettiğimi onaylayacağım. Yaşam şakaya gelmezdi eskiden, şimdi ciddiye almaz tavırdayım. Tekrar mücadeleye başlamam lazım.

Kendi yarı sahamda top çeviriyorum. Bir gol turu geçmeme yetmez diye rakip kaleye gitmiyorum, ama gerekli daha fazla golü aramaktan da kendimi alıkoymuş oluyorum. Bugün geçtiğim checkpoint devre arası gibi. İkinci yarıda yeni taktiklerle sahada olmalıyım. Bu taktiklerle de sonucu değiştiremezsem kendi yarı sahamda top çevirmeyi kabullenebilirim. Ama aynı sonuç vermeyen taktiklerle maçı farklı alıp turu geçmeyi ummak aptallıktan öteye gitmez.

6 Şubat 2011 Pazar

Yabancıların Emanetleri

Oblomov yabancıların emanetlerinden bahsetmiş. Bir bakalım bu coni'lerin emaneti ne kadar :D.

Aşağıda İşC ve Garan'ın takas bilgileri (hangi kurumda ne kadar hisse olduğu) var.

İŞC:
GARAN:

İŞC'de Citibank + Deutsche bank 3 ayda 122 milyon lot satmış. 5.60 ortalama fiyattan 700 milyon tl. Garan'da ise toplam 120 milton lot civarı satmışlar o da 8 ort. fiyattan 960 milyon tl eder. Endeks ise bu 3 ayda %15 kadar düşmüş ki çok da büyük bir düşüş değil satılan mallara göre.

Geçen haftadan itibaren yabancıların yavaş yavaş alıma döndükleri görülüyor. Takaslar 2 gün gecikmeli olduğundan bu veriler 2 Şubat'ın, cuma takaslarında da baya almışlardır coniler.

Yani emanetler büyük, emanetçi geçen hafta gibi ver benim malları derse endeksin yolu uzun :d.

2011 IMKB 3: Ralli Mi ?

21 Ocak'taki yazımda XU100(IMKB 100'ün uluslarlararası platformlardaki (reuters vs.) kodu, hizmet içi bilgi,:d) 'ün aşağı döndüğünü ve haftalık trend desteğine doğru çekildiğini yazmıştık. Haftalık destekten mi 200 EMA (short for exponential moving average)'dan mı döneceğine bakacağız demiştik.

Geçen 2 haftada XU100, 28 Ocak haftası trend desteğine kadar çekildi, geçen hafta ise desteğin altına inmesine rağmen 200 EMA'dan (yeşil çizgi) yukarı teperek haftalık desteğin de üzerinde kapandı.

Graf'ta gördüğümüz gibi, XU100 trend desteğine 4 defa değmiş. İlk 2 sefer %20-25 arası yükselirken ( ilginç şekilde ilk 2 seferde de tam 7 haftada tepki sonlanmış), 3. sefer 54 binlerden 72 bine kadar yükseliş olmuş (referandumun da etkisiyle).

Graf'taki dikkat çekici diğer bir nokta, trendin başladığı ilk daire hariç diğer daire içine alınan bölgelerde, XU100 desteğe kadar sarksa dahi hemen teperek desteğin oldukça yukarısında kapanış yapmış. (Mum grafiklerde bar rengi yeşilse, kapanış kutunun üstünde; kırmızıysa altında olarak gösterilir). Özellikle 2. dairedeki iki noktada gelen tepkiler dikkat çekici. Bu durum desteğin gücünü gösteriyor.

Geçen hafta da destekten gelen, özellikle cuma günkü %3'e yakın sert tepki ile XU100 tepkisine başladı diyebiliriz. Buradan %20-25 civarında bir tepki gelirse endeks yeni zirve yapacaktır.

Not: Haziran'da seçim olduğundan ve 2002-2007 seçimleri "öncesi" XU100'ün yaptığı ralliler düşünüldüğünde zirveyi geç yapması gerekiyor. Bu açıdan da grafikleri izlemek gerekecektir. (Büyük aracı kurumlar seçim öncesi 80 bin'leri bekliyor, iş yatırım meril lynch vs.). Neyse, piyasa yapıcılar nasılsa uygun şekilde oluşturacaklardır grafikleri.

Gelecek hafta için, grafikteki oldukça fazla git-gel'lerin yaşandığı diktörtgen içindeki bölgenin orta noktası olan 66-66500'ün geçilmesi ralli ihtimalini artırır. Sonrasında 72k'lardan gelen düşen trend kırılırsa ( 67500) ralli kesinleşir.

Not: Eğer tepki devam edemez desteğe doğru tekrar çekilirse, bu sefer destek tutmayabilir. 200 EMA da kırılırsa %15-20'lik büyük bir düşüş ihtimali mevcuttur.

Not2: Endeks 200 EMA'ya yaklaşırken ucuzlayan banka hisselerine gelen tepki (işc geçen hafta +%10, Garan +%7) düşünüldüğünde, bu seviyelerin hele ki seçim öncesi kırılması çok zor gözüküyor. Eğer ki kırılırsa (Yabancılar TR Mısır olur mu diye korkar vs. :d ) ucuzdan banka hisseleri toplamış oluruz. ( Önceki 2 haftada tüm hisselerde yabancılar satış yaparken, yerli babaların (iş yat., garani yat.) mal toplaması dikkat çekiciydi.

Not3: Endekste 2-3 aydır satış yapan yabancıları (MB'nin sıcak para politikası, mısır olayları vs nedeniyle) yerli fonlar karşıladı ve endeks çok da düşmeden tutundu, peki bu yabancı fonlar geri alıma geçerse ne olur? :)


21 Ocak 2011 Cuma

2011'de IMKB-2- & Amiral batıyor mu?

Önceki yazımda belirttiğim kötü senaryo gerçekleşti ve yabancıların banka kağıtlarına gelen satışlarıyla endeks uzun vadeli alt trend desteğine doğru çekildi. Önceki yazıda verdiğim grafiği güncelleyerek, şimdi ki duruma bakalım:





Haftalık IMKB100 grafiğinde gördüğümüz gibi, destekten gelen önceki tepki yetersiz kaldı ve endeks trend desteğinin geçtiği ~64500 seviyesine doğru çekildi. Bugün MB'nin faiz indirme kararı bile yabancıları durdurmadı ve satışlar devam etti. 64500 seviyesinin kırılıp kırılmayacağına bakacağız bundan sonra, eğer ki kırılırsa:

Bu durumda aşağıda çok önemli tarihi destek olan 200 günlük hareketli ortalama (üstel) izlenmeli. 200 günlük h.o'nun önemini görmek için, 2005-2011 imkb-30 grafiğine bakalım:



Yeşil çizgi 200 günlük h.o'yu gösteriyor. Görüldüğü gibi yeşil çizginin aşağı geçilmesi kriz demek, 2008 Ocak ayında çizgiyi aşağı kıran u-30, 2009 martında yukarı kırıp ralliye başlamış ve bugüne kadar aşağısında kapanış yapmamış. Aralık ayındaki satış dalgasında destekten öpücük aldıktan sonra (desteğe değip yukarı fırlamıştı) satışlar kesilmiş ve tepki başlamıştı. Yeşil destek u-30'da 76500'den geçiyor, bu seviyenin u-100'deki karşılığı ise 62500-62000.

Özet strateji olarak 64500 desteği takip edilmeli eğer ki kırılırsa, 200 günlüğün geçtiği imkb100 'deki 62500-62000 aralığı takip edilmeli. Bu seviyenin aşağısında tası tarağı toplamak gerekebilir.

Ben 200 günlüğün kırılacağını sanmıyorum. Bu satışlar yabancıların banka kağıtlarını baskılayıp endeksi düşürürken, nisan-mayıs aylarında %10-15 temettü verecek sanayi hisselerini ucuzdan toplama çabası olabilir. Son 1 ayda %2 yükselen imkb'ye karşın yüksek temettü veren tüpraş %15, türk traktör %32, türk telekom %8 ve ford'un %12 yükselmesi bu tezi destekliyor. Not : Bu hisselerin halka açık kısmının %80-99 arası yabancıların elinde :)

Yabancılar tamam yeterli malı topladık deyip artık ucuzlamış bankalara döndüğü vakit endeks de yükselişe geçecektir.

Önceki yazıda önerdiğim ekgyo ise bir ayda %28 prim yaptı ve endeks de düzelirse daha da yükselmesi muhtemel (2b yasası, ali sami yen ihalesi , bilanço beklentileri mevcut).

Son olarak imkb'nin Amiral hissesi işc'ye bakarsak:



Teknik olarak oldukça kötü durumda. Yuvarlak içine aldığım omuz-baş-omuz formasyonu yaptıktan sonra boyun çizgisinin de geçtiği 200 günlük h.o'yu aşağı kırmış ve satışlar sertleşmiş. Bu durumda aşağıda ilk destek 4.90 olarak gözüküyor (endeks'te karşılık geldiği yerde muhtemelen 200 günlük h.o olacaktır). Bu seviyelerden tepki verip 200 günlüğün üstüne atarsa (5.45), yukarı hareket hızlanır aksi durumda satılıp aşağıdaki destekelere inmesi beklenebilir.

Belki de plan 200 günlüğe kadar satıp oradan sert tepki yapmak araya da bir not artırım haberi sıkıştırıverdiler mi işlem tamam. Ya da seçim öncesine kadar sürecek 50-55 binlere kadar bir satış.

Bekleyip görücez..

19 Ocak 2011 Çarşamba

Vergiler ve Ali Ağaoğlu Üzerine

Vergiler doğrudan ve dolaylı vergiler olmak üzerine ikiye ayrılır. Çok kabaca ifade etmek gerekirse kişisel gelir ve şirket kârı gibi vergiler doğrudan vergi; KDV ve ÖTV gibi sermayeden veya kişisel gelirden alınmayan, satın alınan ürünler ve hizmetler vasıtasıyla ödenen vergiler ise dolaylı vergilerdir.

Vergilerle her şeyden önce devletin harcamaları finanse edilir. Devletin yol, eğitim, sağlık gibi harcamaları esas olarak vergilerle karşılanır. Vergiler devletin ekonomik hayata doğrudan müdahalesidir. Maliye politikasının devletin harcamalarını ve gelirlerini belirlemekten başka gelir dağılımı düzeltmek gibi bir işlevi daha vardır. Zaten Norveç, İsveç gibi sosyal demokrat refah devletlerini yaratan da uygulanan gelir dağılımını düzeltici maliye politikalarıdır. Gelir vergisi, kurumlar vergisi gibi doğrudan vergiler artırılır ve buradan gelen gelirle eğitim, sağlık gibi hizmetler toplumun her ferdine bedava sağlanırsa ; gelir dağılımı bozuklukları azaltılır, insanlar insan olduklarından dolayı hak ettikleri yaşam standartlarına daha rahat ulaşırlar.


Türkiye'de ise durum tam tersidir. Egemen olan dolaylı vergilerdir. Zenginden, parası olandan vergi almayan, teşviklerle zengini daha zengin eden devlet ; gelirinin ezici kısmını doğrudan vergiler kanalıyla geniş halk kesimlerinden sağlar. Bir tarafta çöpten ekmek toplayanlar vardır, diğer tarafta ise Ali Ağaoğlu gibi parayı nereye sokacağını bilmeyenler vardır. Bu durum bilinçli tercihlerin sonucudur. Devlet toplumdan veya onu oluşturan bireylerden kopuk bir yapı değildir. Devlet aygıtı her zaman egemen sınıfların aracı olmuştur. Bugün de bu konumu sürdürmektedir. Halktan topladığını zenginlere aktarmaktadır. Onun için Ali Ağaoğlu gibi adamlar 120.000 TL'ye yatak alırlar.

9 Ocak 2011 Pazar

Bir İş Görüşmesi Masalı

Günlerden bir gün… Normal halinde sürünmekle çalışmak arasında bir yerlerde tıkanmış olan bir adam telefonuna gelen çağrıya cevap verdi. Onlar aramıştı, “Sizi de aramızda görmek isteriz ama önce bir konuşalım.” demişlerdi. Zaman ve mekân, görüşülecek kişi bilgileri verilmişti. Söz kesilmişti.

Ertesi gün, saat 9. Siyah takım elbisesi, kravatı, boyanmış ayakkabıları, sinekkaydı traşıyla önceden söz erilmiş olan görüşme için hazırlanmıştı adam. Hastaydı ama söz verilmişti. Dışarıda feci bir ayaz vardı. Saat 10’daydı görüşme. Öksüre öksüre gitti görüşmeye. Zamanından önce de vardı görüşmeye. Etik böyle gerektirirdi çünkü. Büyük bir işyeriydi, doğru kapıyı bulması zor oldu ama buldu adam. Eline kâğıt kalem tutuşturdular, işe başvuru formu doldurttular. Adam eksiksiz bir biçimde doldurdu bütün formu. Ederi kısmına kendini hissettiği değeri yazdı. Gözü çok yükseklerde değildi, sadece yaptığı araştırmalar sonucu kendine eşit görebileceği insanların ederlerini karşılaştırmıştı.

Sonrasında karşı kapıdan bir ışık huzmesi içeri aktı. Derin düşünceler içinde bir eleman, kapıdan bir kadın eşliğinde dışarı çıktı. Yüzünde okunan ifade tek kelimeye umutsuzluktu. Daha öncede böyle durumlarla karşılaşmıştı adam. Gittiği iş görüşmelerinde kapıdan çıkan insanların umutsuzluklarını görmüş, onların hissettiği duyguları da az buçuk hissetmişti. Ama bu duyguların yapmak için geldiği işi yapmasına engel olmasına izin veremezdi. Hem kaybedecek bir şey yoktu ki.

Kapıdan içeri girdiler kadınla birlikte. Oturdular karşılıklı. Konuşma başladı.

- Hoş geldiniz. Elimizde CV’niz var. Ama sizi bir de kendi ağzınızdan dinlemek isterim.

Adam kendini tanıttı. Nerde doğdu, nerde okudu, kaç kardeşi var, anne baba durumu nasıl, hepsine cevap verdi. Bu esnada kadın, iş başvuru formunu inceliyordu. Kadının gözü ücret isteğine takılmış olacak ki adam kendimi tanıttıktan sonra işyerinden bahsetti ve hemen sordu.

- Burada ücret isteğinizi 2500 TL yazmışsınız. Normalde bu ücret isteği üzerine benim iş görüşmesini sonlandırmam gerek.

Adam şaşırdı. Ne saçmalıyordu kadın? Türkiye’nin en önemli üniversitelerinden birinden ve baya zorlu bir mühendislikten mezun olmuş birine böyle bir laf ediyordu kadın. Üstelik devam ediyordu saldırı.

- Böyle bir ücreti bizden vermemizi beklemeyin. Bu sektördeki hiçbir şirket veremez. Ben sizden ne kadar esneyebileceğinizi merak ediyorum.

Kadın, sektörden dem vuruyordu. Ama adam, salak değildi. Çağırıldığı sektörle çalıştığı sektör aynıydı. Kriz dönemi de bitmişti. Türkiye’nin en büyük gruplarından birinin, böyle bir sebebin arkasına sığınması adamı sinirlendirmişti. “ Ama Zorlu Grubu?” dediği gibi adam, kadın, adamın lafını ağzına tıkmaya çalıştı.

- Başvurduğunuz şirket Vestel olsa istediğiniz maaş makul bir seviye ama biz bu seviyeyi veremiyoruz. Bize göre aradığımız bir kişinin değeri bellidir. Nasıl oturduğunuz sandalyenin bir değeri belliyse, çalışanında değeri bellidir.

Adam dellenmişti. İçinden delicesine küfrediyor, kadını odadaki değişik 37 nesneyle öldürme fantezileri kuruyordu. 37 nerden geldi, derseniz adam bunları sektör zırvalaması sırasında saydı. Çok fazla uzatmak istemedi. Olmayacağı belliydi ama son bir kez adam “2000 TL istesem farklı olur muydu?” diye sordu. Kadının gözleri yeterli cevabı veriyordu. Görüşme bitti ve herkese yol gözüktü. Ama adam, yolda düşünmeye başladı. Bir görüşmeye başvuru yapmadan çağrılıyor, çok düzgün bir şekilde doldurduğu form üzerinden kendisiyle dalga geçiliyor, maddesel düzlemde çok basit bir değerlendirmeye tabii tutuluyor ve siktir çekiliyordu. Sonra bunu sineye çekmesi bekleniyordu.

Dönelim geçeklere sözüm ona “kadın”. Sen böyle bir şeyi yaptıktan sonra adam, istersen “5000 TL veriyoruz, gel Vestel’de çalış.” desen bile orayı siklemez. Keşke o büyük egondan geri kalan resmi görebilseydin. Sana söyleyebileceği tek şey şu adamın:

- O oturduğun sandalyenin hurda değeri bile senden fazla. Karşındaki insanı ezerken zevk aldığını sanıyorsan o sandalyenin ana direğini al, vajinana sok. Girme derdi olmayacağını tahmin ediyorum çünkü biz mühendisleri, diğer çalışanlardan ayıran en önemli özelliğimiz çok iyi bir şekilde tahmin edebilmemizdir. O büyük hacminle o demiri içine almanın zor olmayacağını tahmin ediyorum. Zevk almazsan büyük ihtimalle frijitliğinden...

Transparan Cübbe

Bu haftaki yeni seks ikonumuz Cübbeli Ahmet oldu. Gözlüksüz halini dahi televizyonda gördüğümüzde içimizde bir kımıldanma yaratan zat-ı muhterem anadan üryan zuhur etti bu sefer ekranlarımızda. Hem de "vallahi de billahi de tallahi de hayatımda büyük günah işlemedim." şeklindeki vaaz görüntülerinin arkasına iliştirilmiş karelerde.

Mevzu derin. Neden cübbelinin üzerine bu kadar gidiliyor derseniz, onun bakış açısıyla olanların hepsi komplo, görüntüler de montajdan ibaret (ki hakkı var "montaj!" sağlam). İddiaları, bu ılımlı İslam savunucuların kendisini ortadan kaldırmaya, itibarını zedeleme çalışmaları yönünde. "Hristiyanlar da cennete girebilir" diyen bu ılımlı İslam savunucularının cübbelinin radikal tutumları ve siyaseten kendisine uygun rol bulunmadığı için bu türden bir senaryoyu planladıkları ve sahneye koydukları tahmin ediliyor. Muhafazakar (dindar [yerseniz!]) kanatta ise Nuri Bilge Ceylan'a selam edercesine üç maymunsal duruş sergileyenler, gözü ile gördüğü filme inanmayıp "inşallah doğru değildir." diyenler yoğunlukta. Kendi dünyaya kapalı cemaat yapılarını ve iktidar dengelerini muhafaza etmek isteyenler ile septisizmden nasibini almayıp eskiden cübbeli şimdiden itibaren transparan cübbeli hocalarının anlattıklarının mutlak doğruluğu ile dünyada ve ahirette mutluluğa ulaşacakların tavrı söz konusu olan.

Diğer cenahta ise cübbeliyi bir linç etme, ağız birliği etmişçesine tiye alma, muhabbetlere meze etme (ki ben de en çok edenlerdenim)  kaygısı. Laikçiler (laik savunucuları demiyorum çünkü kraldan çok kralcı olabileceklerin varlığını da burda yadsımak istemiyorum; laik dünya görüşü savunanları seküler ahlâk bilincine erişmiş kişiler altında sınıflandırmayı tercih ediyorum) ile seküler ahlâk savunucuları da daha çok bu kanadı oluşturuyor. En sağlam ofansif hamlelerde bu kanattan geliyor cübbelinin gardını kırabilecek. Peki neden cübbeliye bu kanattan bu kadar çok saldırı geliyor. Ekşisözlük yazarlarının "çok sevdiği!" malum kanaldaki program yapımcılarının bize ak sakallı dede tadında çıkartıp sempatikleştirmeye çalıştırdıkları  bu adamla alenen taşak geçilir oldu. Kamasutraya referans olarak girebilecek teknikler geliştiren Ali K. için "vay be adam çatır çatır götürmüş" denilirken kimse cübbeli için "vah be! cübbeli rus götürmüş." (varan 2 adlı kısımda ki ablamız muhtemelen Rus diye öngörüyorum) demiyor. Tavır daha çok "ehehehehe gördün mü la cübbelinin bamyayı bir de karının kıçı sıvazlıyor!" şeklinde oluyor. Olmak da zorunda çünkü kendi ekmeğine kendi taş koyan bir şarlatandan bahsediyoruz. Atalarımızın durumu açıklayan sözleri mevcut, senin durumuna en uygunu ise "ele verir talkını kendi yutar salkımı". Hal bu iken senle taşak geçmeyecekler de benle mi geçecekler.

Lisede bir hocamız vardı, ki kendisi din kültürü hocasıydı, cübbelinin durumunu bir de onun dilinden ifade edeyim. Kendisi haylazlık yaptıktan sonra arazi olup arandıklarında ortaya çıkmayanlar için:
Lan, yiyemiyeceğiniz yarrağı tutmayın
Derdi. Be hey cübbeli sen tuttun yapıştın bırakamıyorsun. Belli ki geçen yılın başında yediğin nanenin farkındasın bir de vaazlarında minareye kılıf biçiyorsun:
İlerde beni bitirmek için iftira edebilirler, montaj görüntüler ortaya çıkarabilirler. İnanırsanız hakkımı helal etmem.
Diyorsun. Bırak Allah'ını seversen, yapma cübbeli din kardeşiyiz. Kurulacak komploları! 9 ay öncesinden görür olmuşsun, ak sakallı rüyanda mı söyledi sana yoksa ak sakallı sen miydin ekranlardan garibanlara yutturulmaya çalışıldığı gibi.

İlerde ben de senin gibi celebrity olmak isterim cübbeli, filmim çıkarsa da hiç gocunmam çünkü ordan ekmek yemiyorum. En fazla ailem bana sırtını döner o da bir gün, ikinci gün affedeceklerdir. Ama senin gibilerin kaderi bu, sokakta göz göze geldiğiniz insanların gevrek gülüşmelerine muhatap olmaya bu riyakarlığınız ile mahkum olmuşsunuz. Bu saatten sonra bırak vaaz vermeyi azcık beyni olan müridin varsa, gökten cenneti yere indircem desen nafile!

Hadi bir çay koy gel de demli karşılıklı içelim, malum rakı içmek seni bozar!